TANIKLARIN YALAN BEYANLARI VE GEREKÇELİ KARARDA YAPILAN ÇARPITMALAR

Bu bölümde mahkemede tanık olarak dinlenen kişilerin yalanları ve mahkeme heyetinin hukuka aykırı olarak tanıkları yönlendirmesi ve gerekçeli kararda tanık ifadelerini çarpıtmaları belgesiyle açıklanmaktadır. 

           TANIK İLNUR ÇEVİK :

22.02.2017 tarihinde mahkemede yeminli beyanında bulunan Hakkı İlnur Çevik isimli tanık, halen 2 kızı davada müşteki olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı görevinde bulunan bu nedenle tarafsız olması mümkün olmayan, Kuzey Irak bölgesinde milyon dolarlık yatırımları olan, çevresinde her devrin adamı olarak tanınan, geçmişte “Yalan mal beyanında bulunmak” suçundan mahkûmiyet kararı verilen ancak çıkan af ile bu cezadan kurtulan, o dönemde Turkish Daily News gazetesinin çalışanı ve eski sahibi olan, gazetelerde, haber sitelerinde yayınlanan beyanları ile mahkeme ifadeleri birbiriyle çelişen, bu davada açıkça yalan söylediği belgesiyle sabit olan bir tanıktır. Medya da “her devrin adamı” olarak tanımlanan tanığın ifade ettiği olayları teyit edecek, kendisinin dışında mahkemeye gelerek beyanda bulunabilecek bir tanığı da yoktur.

Bu şahsın, bu davada; iddialara cevap verme olanağı bulunmayan ölmüş şahıslar hakkında kendi düzeyinin çok üzerinde ve akıl dışı iddialarda bulunduğu, hiç kimsenin tanık olmadığı, belgelere ulaşılmasının oldukça zor hatta mümkün olmayan olaylara ilişkin siyasi konjonktür içinde kendi çıkarları açısından elverişli durumlar oluşturarak maddi gerçeğin ortaya çıkartılmasına katkı sağlamaktan ziyade, kendi ikbali ve statüsü açısından yalan beyanda bulunduğu, davayı kendi siyasi ve ticari ilişkileri doğrultusunda etkilemeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Ancak mahkeme, bu gerçekliğe rağmen ve bu tanığın ifadelerini çürüten, tam aksi beyanda bulunan başta Başbakan Mesut Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan olmak üzere, Köksal Toptan, Yekta Güngör Özden, Emre Gönensay, Cavit Çağlar, İlhan Aküzüm, Jefi Kamhi, Şamil Ayrım olmak üzere hükümette yer almış ve olayların muhatabı olan dönemim bakanları ve milletvekillerinin beyanlarını yok saymıştır. Bu tanığın ifadelerinin davaya delil oluşturması ve mahkeme tarafından ciddiye alınması hukuken, kanunen ve vicdanen mümkün olmadığı gibi, belgesiyle sabit olan yalan beyanları hakkında TCK kapsamında adli işlem yapılması gereklidir. Bu tanığın beyanlarındaki çelişkileri, hayatın olağan akışına aykırı akıl dışı ifadeleri ve yalan beyanları delilleriyle aşağıda açıklanmıştır;

Bu iddialarla ilgili cevaplara geçmeden önce, İlnur Çevik’in kim olduğunu hatırlamakta yarar vardır;  

  • O dönemde Ankara’da İngilizce yayımlanmakta olan tek günlük Turkish Daily News gazetesinin yıllarca yazı işleri müdürlüğünü yapmıştır. Bu nedenle de ABD ve Avrupa ülkelerinin elçilikleriyle iyi ilişkiler içinde olmuştur.
  • Medya dünyasında tüccar gazeteci olarak bilinmekte ve gazetecilikle ticareti beraber götürmektedir. Tüccarlığı daha ön plandadır.
  • Ticaretle de ilgilenince devletin en üst makamlarıyla iyi geçinmek ihtiyacını duymaktadır.
  • Medya dünyasında her devrin adamı olarak bilinir. Sırasıyla Erbakan, Çiller, Özal, Demirel ‘in danışmanlığını yapmış olup şu anda da kendi ifadesiyle Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı olarak görev yapmaktadır,
  • Kuzey Irak’taki Kürt liderlerle de iyi ilişkiler kurmuş, orada iş almış, Kuzey Irak’ta televizyon kanalı kurmuştur.
  • 2007 yılında PKK.nın Dağlıca baskınında 8 askerimizi kaçırdıktan sonra bunların serbest bırakılması için PKK ile devlet arasında arabuluculuk yapmıştır.
  • Bir dönem Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da danışmanlığını yapmıştır.
  • Bir taraftan Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yaparken aynı zamanda Ankara’da içkili bir mekân açmış, sonradan ruhsatı olmadığı anlaşılınca kapatılmıştır.
  • 2002 seçimlerinde AKP’nin kazanması için çalışmıştır.
  • 2001 yılında Ahmet Bayrak adlı bir işadamına 1 milyon 57 bin 109 Alman Markı borcunu ödememiş, bunun üzerine Bayrak’ın avukatları önce evine daha sonra çalıştığı gazeteye haciz getirmişler, Haciz memurlarına “Hiç malım mülküm yok” diye yalan söyleyen İlnur Çevik, Turkish Daily News gazetesini sattığı Aydın Doğan’dan aldığı paranın bir bölümünü oluşturan 200.000 $ ve 13.000 adet Doğan Holding hissesini mal beyanında bildirmeyince “yalan mal beyanında bulunmak” suçundan 1 ay hapse mahkûm oldu. Çıkan af sayesinde cezadan kurtulmuştur.
  • ABD’de yapılan bir toplantıda kendi bastırdığı özel davetiye ile RP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül’ü Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak tanıtması skandalına da bulaştı. Devlet büyükleri ile büyükelçilikler arasında mesaj taşıma işini abarttığı için Demirel tarafından yanından uzaklaştırılmıştır.
  • Fener Rum Patriği Bartholomeos’un babası vefat ettiğinde Turkish Daily News olarak yayınladığı 3 sütunluk ölüm ilanı metninde Bartholomeos’tan Greek Ecumenical Patriarch” yani Rum Ekümenik (Evrensel) Patriği” olarak söz ederek diplomatik bir skandala imza attı.
  • Kısaca, daima gücün, güçlünün, devletin başındakilerin yanında olmuş ve böylece devletle olan ticari ilişkilerini kolayca yürütebilmiştir (yukarıdaki derleme bu tanık hakkında yapılan gazete arşivleri ve internet sayfalarının derlenmesinden ibarettir). 

1. MAHKEMENİN YOK SAYARAK DİKKATE ALMADIĞI TANIK BEYANI :

Tanığın yeminli ifadesindeki çelişki ve yalanlarına geçmeden evvel, tanığın atılı suça ilişkin hiçbir görgü, bilgi ve tanıklığının bulunmadığını ikrar ve ifade ettiği, celsenin başında mahkeme başkanının sorusuna verdiği cevabın mahkemenizce bilinmesi ve gerekçelendirilmesi gereklidir;  

Gerekçeli karar syf. 2782 (87. celse duruşma çözüm tutanağı syf. 2);  Mahkeme Başkanı;             “…hükümeti yönetenler başta Başbakan olmak üzere size paylaştığı işte silahlı kuvvetlerin hükümeti devirmeye yönelik veya cebir şiddet tehditle gitmelerine yönelik bir açıklamaları oldu mu duyumunuz oldu mu onu özellikle sormak istiyorum.

Tanık İlnur Çevik; BÖYLE BİR DUYUMUMUZ OLMADI EFENDİM. KESİNKEZ BÖYLE BİR DUYUMUMUZ OLMADI.”

Tanık, ifadesinin en başında, hükümeti yönetenler ve başta Başbakan olmak üzere silahlı kuvvetlerin hükümeti CEBİR, ŞİDDET, TEHDİTLE DEVİRMEYE YÖNELİK TANIKLA PAYLAŞTIKLARI BİR AÇIKLAMALARININ OLMADIĞINI KESİNKES BEYAN ETMİŞTİR. Mahkeme başkanının doğrudan sorusuna ilişkin tanığın bu beyanına rağmen, mahkemenin atılı suça ilişkin tanığın çelişkili ve yalan beyanlarını mahkûmiyet kararına dayanak alması hukuka ve kanuna aykırıdır.

2. TANIK İLNUR ÇEVİK’İN BEYANINDAKİ  ÇELİŞKİLER   VE  YALANLAR  :

Tanık İlnur  Çevik’in 22.02.2017 tarihli mahkemede verdiği beyanı, Haberler.Com   haber sitesinde yayınlanan 27.11.2017 tarihli mülakatı, 1997 tarihinde TV kanalı haber programlarından alınan görüntü kayıtları ve yazarların köşe yazıları üzerinden, tanık beyanındaki çelişkiler ve yalanlar aşağıda açıklanmaktadır;

A. HÜKÜMETİN İSTİFASINDAN BİR KAÇ GÜN ÖNCE SANIK EROL ÖZKASNAK’IN BULUNDUĞU BİR ORTAMDA ERBAKAN’IN İSTİFASININ İSTENDİĞİ YALANI, ÇELİŞKİSİ VE MAHKEME BAŞKANININ TANIĞI YÖNLENDİRMESİ;

(Gk.sh.2781);Yalnız Erbakan hocamızın istifasından yaklaşık 4-5 gün önceydi, sayın Özkasnak Genelkurmay’a gelir misin bir çay içelim dedi ben de akraditasyonunu yeniden tesis edilecek sandım*, gittim. Tarihini tam olarak hatırlamıyorum ama o toplantıda Fevzi Türkeri paşamız da vardı. Hiçbir böyle bir düşmanlık hissetmedim yalnız dediler ki sana Erbakan hocaya git istifa etmesini söyle. Ondan önce yapılan konuşmada da dediler ki biz Türkiye’de ciddi bir tehlike görüyoruz ben de dedim ki biz o sırada da Kanal 7’de de başkent kulis diye çok önemli bir program yapıyoruz ve çok da popüler bir programdı o devirde Fehmi Koru ile ve Ali Bayramoğlu ile ve devamlı da silahlı kuvvetleri de yani ciddi bir şekilde muhalif olduğumuz bir programdı biz dedim biliyorsunuz bu programları yapıyoruz onun için karşımızdasınız, hayır dediler tehdit onlar değil tehdit hatta milli görüş bile değil tehdit Samanyolu grubu 1 numara Ülker grubu 2 numara İhlas grubu da 3 numara bunları dediler biz bertaraf edeceğiz bir taraf kara bir taraf ak biz akız onlar kara biz dedim neyiz siz dediler çok önemli değilsiniz Kanal7 olarak ve milli görüş olarak fakat esas tehditlerimizi bunlar olarak görüyoruz dediler daha sonra da şu konuşma geçti dedim ki ne istiyorsunuz o zaman neticede dediler ki Erbakan hocaya git istifa etmesini söyle bu ülkede bir de dediler yani darbe yapacaktık sizin gazeteniz bizi baya zorladı Amerikan kongresi sizin gazeteniz sayesinde bunu önledi. Amerikalılar devreye girdiler ama neticede biz yine de bu hükümetin gitmesini istiyoruz Erbakan hocaya git istifa etmesini söyle, ben oradan çıktım Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman Süleyman Demirel’e gittim

Tanığın 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesine verdiği beyanında;                “Turkish Daily News’in eski sahibi Çevik, Özkasnak’ın daveti üzerine karargâha gittiğini ancak kendisine hiç beklemediği bir teklif yapıldığını söyledi. Çevik, söz konusu görüşmeyi şöyle anlattı: “Özkasnak beni ‘çay içelim’ diye davet etti. Ben de saf olarak buna inandım. O sırada karargahta brifingler veriliyordu. Brifinge çağırmadılar, herhalde bana bu şekilde aktaracaklar’ diye düşündüm, gittim. Üç aşamalı bir geçişten sonra Özkasnak’ın odasına aldılar. ODADA ÇEVİK BİR, ÖZKASNAK, O ZAMAN PSİKOLOJİK İSTİHBARAT DAİRE BAŞKANI FEVZİ TÜRKERİ, GENELKURMAY ADLİ MÜŞAVİRİ ERDAL ŞENEL VE İSİMLERİNİ HALA ÖĞRENEMEDİĞİM, BİLEMEDİĞİM İKİ PAŞA DAHA VARDI. Çevik Bir’in adamlarıydılar.” şeklinde konuştu. Çevik, şöyle devam etti: “Görüşmenin Erbakan’ın Başbakanlık’tan istifa ettiği 18 Haziran 1997 tarihinden 2 gün önceydi. Bana ‘Biz bu ülkeyi siyah ve beyaz olarak görüyoruz. Akla karayı ayıracağız. Bana ‘siz beyazsınız, biz akız bunları kılıçtan geçireceğiz’ dediler. ‘Erbakan hakkında çık televizyonlara konuş. Seninle ilgili beyaz sayfa açalım’ dediler. Televizyon kanallarının başındaki isimlerin hepsini saydılar. Bunlardan istediğini seç programına çıkaralım.” “Askerlerin teklifini kabul etmediğini anlatan İlnur Çevik, “Ben, Erbakan Hoca’ya ne bir şey söylerim ne de televizyona çıkarım. Siz ne istiyorsunuz’ dedim. ‘Erbakan’ın istifasını istiyoruz. Yeni hükümet kurulacak. İstifa etmezse işin sonu darbeye gider. Biz kararlıyız. Gerekirse süngü bile kullanırız.’ dediler. Hoca’ya gider ‘istifanızı istiyorlar’ derim ve gazetede yazarım. Bunun dışında benden başka bir şey de beklemeyin dedim.” Diye konuştu.” Şeklinde beyanı bulunmaktadır.

Gerekçeli kararda yer almayan ancak 87.celse duruşma tutanağının 3.sayfasında yazılı Mahkeme başkanının sorusu; “…yanlış hatırlamıyorsam Erol Özkasnak biz darbe yapacaktık ancak Amerikalılar engel oldu, söylediğiniz değil mi orayı biraz açar mısınız? Hani Amerikalılar engel oldu biz darbe yapacaktık bu 54.hükümet istifa etmeden önce size direk söylediği söz değil mi”?

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ      :

–  Tanık mahkemedeki ifadesinde; Genelkurmay Başkanlığında kendisine söylendiğini iddia ettiği ifadelerin kim tarafından söylendiğini açıkça beyan etmemiştirKullandığı ifadeler  “dediler “ “dediler ki” şeklinde olup, kişi belirtmeyen genel soyut ifadelerdir.  Ancak, tanık bu ifadeleri Erol Özkasnak’tan duyduğunu beyan etmediği ve “dediler” dediler ki” şeklinde soyut ifadesi olduğu halde mahkeme başkanı Erol Özkasnak biz darbe yapacaktık ancak Amerikalılar engel oldu, söylediğiniz değil mi”  şeklinde tanığı yönlendiren, tanığa ne söylemesi gerektiği konusunda açık işaret veren, niyet ve maksadını açıkça ifade eden ve ihsası rey sayılan sorusunu müvekkilin adını vererek maksatlı olarak sormuştur. Oysa ki, çözüm tutanağında da görüleceği gibi, tanık hiçbir biçimde bu ifadeleri Erol Özkasnak’tan duyduğunu açıklamamıştır. Ayrıca, tanık medyada yayınlanan röportaj ya da haberlerinde de buna benzer ifadeleri Erol Özkasnak’ın kendisine söylediği yönünde hiçbir beyanda da bulunmamıştır. Mahkeme başkanı kendi siyasi tercihi doğrultusunda tanığı yönlendirmiştir. Mahkeme bu sorusunu gerekçeli kararda da gizlemiştir.

Tanık, mahkemedeki ifadesinde; görüşmede Erol Özkasnak ve Fevzi Türkeri’nin bulunduğunu beyan etmesine rağmen, Haberler.com sitesine verdiği mülakatta; odada Çevik BİR, Erol ÖZKASNAK, Fevzi TÜRKERİ, Erdal ŞENEL ve isimlerini bilemediği İKİ PAŞANIN daha olduğunu beyan etmektedir. En başta iyi aile dostu olarak tanımladığı Çevik Bir olmak üzere toplantıya katılan Erdal Şener’in isimlerini mahkemede unutmuş olması mümkün olmadığı gibi, Gnkur II.Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in bulunduğu bir ortamda Erol Özkasnak’ın tanığın iddia ettiği ifadeleri söylemesi de mümkün değildir. Tanık, bu akıl yürütmenin yapılacağını tahmin ettiğinden medyadaki yalanlarının bir kısmını eleyerek, Çevik Bir’in adını verememiştir. Tanık davada siyasi ortamın ihtiyaçlarına cevap verecek her türlü beyanı söylemekte bir beis görmemiştir.  

–  Tanık Haberler.com sitesine verdiği mülakatta;  ‘Erbakan hakkında çık televizyonlara konuş. Seninle ilgili beyaz sayfa açalım’ dediklerini, televizyon kanallarının başındaki isimleri saydıklarını, bunlardan istediğini seçmesini ve programına çıkaralım dediklerini beyan etmesine rağmen,  mahkemedeki ifadesinde böyle önemli bir konudan hiç söz etmemiştir. 

–    Tanık, mahkemedeki ifadesinde;  Genelkurmay Bşk.lığına akreditasyonu yeniden tesis edilecek sandığı için gittiğini beyan ederken,   Haberler.com sitesine verdiği mülakatta;   karargâhta verilen brifinglere çağrılmadığını bu şekilde brifingleri kendisine aktaracaklarını düşünerek gittiğini beyan etmektedir. Sanık Genelkurmay Başkanlığına ne maksatla gittiğini içinde bulunduğu günün siyasi şartlarına ve savcının isteklerine göre şekillendirdiği anlaşılmaktadır. Mahkemesindeki ifadesinde bu yolla akreditasyonunun olmadığı izlenimi de yaratarak,  mevcut hükümete yaranmanın yolunu da bulmuş gözükmektedir. Oysaki Genelkurmay Başkanlığı bu şahsı madem hükümete talep iletmenin önemli bir şahsiyeti olarak görmekte ve hatta talep etmektedir, o halde neden akreditasyon vermemiştir? Brifinglere çağırmamıştır. Yaşadığı her şeyi büyük bir sadakatle! Hemen Cumhurbaşkanı ve Başbakana iletebilen bu değerli! Kişiyi ve kendisini bu olanaktan neden mahrum etmiştir? Tek bir cevabı vardır.  Medya dünyasında “Her devrin adamı”  olarak bilinen tanık, siyasi taleplere ve kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yalan söylemektedir.

–  Tanık, mahkemedeki ifadesinde 18 Haziran 97 tarihinden birkaç gün önce Gnkur. Başkanlığında yapılan toplantıda; bu hükümetin gitmesini istediklerini ve Erbakan’a gidip istifa etmesini söylemesini istediklerini belirtirken, Haberler.com sitesine verdiği mülakatta; Toplantıda, Erbakan hakkında televizyonlara çık konuş, biz akız bunları kılıçtan geçireceğiz, yeni hükümet kurulacak, işin sonu darbeye gider, gerekirse süngü bile kullanırız şeklinde konuşmalar geçtiğini kantarın topuzunu kıskandıracak bir aymazlıkla medyada açıklamıştır. Ancak tanık, mahkemede bu hayal ürünü ifadelerini tekrarlayamamıştır. Tanık çelişkiler içinde ve hayal dünyasında yaşamaktadır.

Sanık içinde bulunduğu duruma göre senaryolar üreten, hayal dünyası geniş hastalıklı bir ruh halinin yansıması izlenimi yaratan beyanlarda bulunmuştur. Ancak, esas hukuksuzluk mahkemenin, tanığın hiçbir şahidi bulunmayan çelişkili bu ifadelerini, gerekçesiz olarak kararına dayanak alması ve delil göstermesidir.

İlgili bölümünde ayrıntıları olduğu şekilde, bu tanığın beyanlarında geçen Genelkurmay Başkanlığına çağırıldığında kendisine Genelsekreter tarafından söylenen, Erbakan’a istifa etmesi gerektiğindeki sözlerin yüklenen suçu da oluşturmayacağı açıktır.

Atılı suçun unsurlarının açıklandığı bölümde belirtildiği gibi, yüklenen suç sadece cebir ve şiddetin bir arada bulunması ile işlenebilir. Söylendiği iddia edilen ancak gerçek de olmayan “Başbakana, istifa etmesi gerektiğinin söylenmesi” ancak zorlama yolu ile sadece bir tehdit olarak kabul edilebilir. Yüklenen suç da tehdit ile işlenmesi olanaklı suçlardan değildir.

B. TANIĞIN HÜKÜMETİN İSTİFASININ İSTENDİĞİNİ İDDİA ETTİĞİ GNKUR TOPLANTISINDAN SONRA DEMİREL VE ERBAKAN İLE YAPTIĞI GÖRÜŞME YALANI VE ÇELİŞKİSİ:

Gerekçeli karar syf. 2781 (Erbakan’ın istifasından birkaç gün önce); “Dedim ki böyle böyle oldu ne diyorsunuz onun da cevabı; askerler çok kararlılar bunda bu hükümetin gitmesi gerekiyor hatta Mesut Yılmaz’ı da Başbakan olarak hazırladılar ben dedim ki Erbakan hoca öyle demiyor hatta Tansu Çiller ile beraber yeni bir hükümet kurabileceklerini söylüyorlar hayır dedi öyle bir şey yok. Erbakan hoca onu söylüyor ama esası öyle değil yeni bir hükümet kurulacak Mesut Yılmaz da başında olacak git dedi gerekeni yap hocana söyle ben de oradan çıktım. Erbakan hocaya gittim dedim ki hocam böyle böyle bir durum var siz ne öngörürseniz sen dedi kafanı yorma bunlara sen bana bırak o işi beni gönderdi.”

Tanık İlnur Çevik’in 87.celsede verdiği ifadesinin çözüm tutanağının 8.sayfasında  yer alan ancak mahkemenin gerekçeli kararında yer vermediği soru da;  “Av.Ümit Kara:  “Sayın İlnur Çevik ben anlatımlarınızla ilgili size dört soru soracağım, bir kere sizin anlattığınız maddi vakalarla ilgili doğrudan bilgi sahibi olan sizden önce iki yıl boyunca dinlenen o dönem 54.hükümetin bakanları, milletvekilleri, başbakan yardımcısı İstanbul’da talimatla dinlendi, beyan ettiğiniz maddi vakaları yalanlayacak bazı ifadelerde bulundular onla ilgili size sorum olacak, bunlardan bir tanesi ısrarla tanık olarak çağırmamıza rağmen vefat etmeden önce mahkemeye gelemeyen Süleyman Demirel’dir, kendisi TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nda anlattığınız Erbakan’a istifa ve baskıyla ilgili şöyle bir cevap vermiştir önce metni okuyacağım sonra sorumu soracağım. Özcan Yeniçeri Ankara Milletvekili soruyor, Sayın Erbakan’a baskı asker gölgesinde şey falan cevap veriyor sayın Demirel 12-13 Haziran’da Cavit Çağlar’ı aramışım güya ben demişim ki git hocaya söyle istifa etsin ben bu lafı hiç söylemedim. Kimseye söylemedim aksine Necmettin hoca beni 18 Haziran’da ziyarete geldiği zaman dedi ki 18 Haziran sayın Tansu Çiller ile iki yıllık protokolü bir yıla düşürmek için yaptığı anlaşma üzerine yazılı olarak istifasını sunmak üzere Cumhurbaşkanlığı’na gittiği tarihtir Erbakan’ın. 28 Şubat’tan üç ay 18 gün sonra dikkat edin niye istifa edeceksin diye sordu gerginlik var ben istifa edeyim bu gerginlik kalksın orta yerden dedi ben de dedim ki sen bilirsin senin bileceğin iş parti başkanısın ben sana istifa et demiyorum yalnız, 18 Haziran’dan sonra da benim beyanlarım var o beyanların içerisinde bunu açıklıkla görebilirsiniz Necmettin hoca rahmetli beni kimse sıkıştırmadı bir tane beyanının içerisinde böyle bir lafı yoktur diyor”

Gerekçeli karar syf. 2782; “Hükümeti yönetenler başta Başbakan olmak üzere size paylaştığı işte silahlı kuvvetlerin hükümeti devirmeye yönelik veya cebir şiddet tehditle gitmelerine yönelik bir açıklamaları oldu mu duyumunuz oldu mu?”şeklindeki sorular üzerine; Kesinkes böyle bir duyumumuz olmadı. Yalnız 28 Şubat o MGK toplantısından önce Sayın Demirel beni çağırdı ve dedi ki askerler bir hazırlık içinde Erbakan hocanı uyar bak aklını başına toplasın ayağını denk alsın dedi. Ben de Erbakan’a bunu ilettim hocam da o zaman sen dedi kendi kulağınla mı duydun, hayır dedim askerlerden duymadım ben bunu, onun üstüne kendi kulağınla duymadıysan Süleyman bey bizi korkutuyor olabilir dedi böyle bir konuşma geçti aramızda.”

Tanığın 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesine verdiği beyanında; İlnur Çevik, Hükümetin istifasından birkaç gün önce Genelkurmaydaki toplantıdan hemen   sonra dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e ardından Erbakan’a gittiğini söyledi. Çevik, Erbakan’ın tepkisini ise şöyle aktardı: “Kendisine, istifanızı istiyorlar dedim. ‘Kulağınla duydun mu?’ diye sordu. Yaptığımız görüşmeyi anlattım. Başka bir şey söylemedi. Sadece ‘biz işimize bakalım’ dedi. Sanırım askerler başkalarını da Erbakan’a göndermiş. Daha sonra Hoca istifa etti.”

 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ      :

Tanığın mahkemedeki ifadesiyle, medya ya verdiği beyanlarını alt alta koyduğumuzda bu konuda da,  ciddi çelişkiler içinde olduğu ve yalan söylediği görülmektedir.

Öncelikle, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel TBMM Darbeleri araştırma komisyonuna verdiği ifadesinde, tanığın beyanının aksine Erbakan’a söyle istifa etsin lafını hiç kimseye söylemediğini açıkça ifade etmiştir, Cumhurbaşkanı makamında olan Demirel’in, İlnur Çevik gibi yanından uzaklaştırdığı bir gazeteciye hükümetin gitmesi gerektiğini hatta Mesut Yılmaz’ın da Başbakan olarak hazırlandığını söylemiş olması mümkün olmadığı gibi, hiçbir tanığı bulunmayan, bu güne kadar medyada hiçbir şekilde yayınlanmamış ve konunun muhatabı olan Cumhurbaşkanı S.Demirel’in tanığı yalanlayan beyanına rağmen, mahkemenin tanık beyanını muteber sayarak kararına esasa almasının hiçbir hukuk sisteminde kabulü mümkün olmadığı gibi, mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını kaybettiğinin, siyasi taleplere göre karar verdiğinin açık karinesidir.  

Ayrıca, Demirel’in Mesut Yılmaz’ın başbakan olarak hazırlandığı ve hükümetin gitmesi gerektiğini söylediğine yönelik tanığın bu ifadesini,  Türkiye 20 yıl sonra hayretle ilk kez duymaktadır.  Tanığın hiçbir yerde bu şekilde bir beyanı ya da bir haberi yayınlanmamıştır. Tanığın 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesindeki mülakatında; Genelkurmay Başkanlığına gidişinden sonra Demirel ile arasında böyle bir konuşmanın geçtiğine ilişkin bir ifadesi de yoktur. Demirel gibi oldukça deneyimli bir siyasetçinin, üstelik Cumhurbaşkanlığı görevindeyken, yanından uzaklaştırdığı bir gazeteciye, Türkiye’de ciddi bir siyasi bunalım yaratacak ve kendisini siyasi yokluğa düşürecek böyle bir ifadeyi söylemiş ve bu konunun 20 yıl boyunca gazeteci sıfatı taşıyan tanık tarafından hiçbir yerde beyan edilmemiş ve medyada yayınlanmamış olması da ne aklen ne siyaseten mümkün değildir. Tanığın, Demirel’in TBMM komisyonundaki ifadesine, dönemin hükümet üyesi ve milletvekillerinin aksine verdiği ifadelerine rağmen,  siyasi geleceği ve kişisel çıkarları doğrultusunda, siyasi iklimden aldığı cesaretle yalan söylediği açıktır. 

– Tanık İlnur Çevik, 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesine verdiği beyanında Genelkurmayda yapılan sözde toplantıdan sonra yani hükümetin istifasından birkaç gün önce Erbakan ile görüşmesinde Kulağınla duydun mu? diye sorduğunu belirtirken, Mahkemedeki ifadesinde MGK toplantısından hemen önce Erbakan ile görüşmesinde Kulağınla duydun mu? diye sorduğunu beyan etmektedir.  Tanığın Erbakan’ın Kulağınla Duydun mu?  sorusunu,  istifadan birkaç gün önce mi yoksa MGK toplantısından önce mi duyduğuna ilişkin, ifadesi çelişkilidir. Kaldı ki, tanığın, 1997 tarihinden bugüne kadar MGK toplantısından önce Demirel ve Erbakan’la görüştüğüne dair ne bir beyanı ne de bir haberi yayınlanmamıştır. Tanığın, hayali olay kurguladığından zaman-olay akışında ciddi çelişkiler yaşadığı ve yalan söylediği anlaşılmaktadır.

–  Tanığa 87.celsede verdiği ifadesinin çözüm tutanağının 8.sayfasında yer alan ancak mahkemenin gerekçeli kararında yer vermediği Demirel’in tanık beyanını yalanlayan ifadesine karşı ne diyeceği sorulduğundaDemirel’in hafızasının herhalde zayıf olduğunu, Cumhurbaşkanlığının tutanaklarında ziyaretin yer aldığını belirtmiştir. Ancak, tanığın hem medya da, hem de mahkemedeki ifadelerinde görülen bariz çelişkiler dikkate alındığında, Demirel’in aksine tanığın ya hafızasının zayıf olduğu, ya da yalan söylediği anlaşılmaktadır. Kaldı ki, dosya da tanığın Cumhurbaşkanını söylediği tarihlerde ziyaret ettiğine dair Cumhurbaşkanlığı ziyaret defterine ait bir belge bulunmadığı gibi, böyle bir ziyareti yapmış olsa dahi, bu konuşmaların yapıldığının delili zaten olamaz.  Ayrıca, tanığı medyadan takip edenler, mahkeme de dinleyenler tanığın hafızasının karinesi olan çelişki ve yalan beyanlarına şahit olmakla birlikte, herkes Süleyman Demirel’in özellikle hafızasının ne denli güçlü olduğunu, bu yeteneğini vefatına kadar da koruduğunu bilir. Tanığın danışmanlığını yaptığı Demirel’in bu özelliğini dahi unutmuş olması, kendi hafızasını sorgulamasını gerektirir.

C.TANIĞIN 28 ŞUBAT MGK TOPLANTISINDAN ÖNCE DEMİREL VE ERBAKAN İLE YAPTIĞI GÖRÜŞME YALANI VE ÇELİŞKİSİ;

Gerekçeli karar syf. 2782 ; “Hükümeti yönetenler başta Başbakan olmak üzere size paylaştığı işte silahlı kuvvetlerin hükümeti devirmeye yönelik veya cebir şiddet tehditle gitmelerine yönelik bir açıklamaları oldu mu duyumunuz oldu mu?” şeklindeki sorular üzerine; Kesinkes böyle bir duyumumuz olmadı. Yalnız 28 Şubat o MGK TOPLANTISINDAN ÖNCE sayın Demirel beni çağırdı ve dedi ki askerler bir hazırlık içinde Erbakan hocanı uyar bak aklını başına toplasın ayağını denk alsın dedi. Ben de Erbakan’a bunu ilettim hocam da o zaman sen dedi KENDİ KULAĞINLA MI DUYDUN, hayır dedim askerlerden duymadım ben bunu, onun üstüne kendi kulağınla duymadıysan Süleyman bey bizi korkutuyor olabilir dedi böyle bir konuşma geçti aramızda.”

Gerekçeli karar syf. 2781 (Erbakan’ın istifasından birkaç gün önce); “Dedim ki böyle böyle oldu ne diyorsunuz onun da cevabı; askerler çok kararlılar bunda bu hükümetin gitmesi gerekiyor hatta Mesut Yılmaz’ı da Başbakan olarak hazırladılar ben dedim ki Erbakan hoca öyle demiyor hatta Tansu Çiller ile beraber yeni bir hükümet kurabileceklerini söylüyorlar hayır dedi öyle bir şey yok. Erbakan hoca onu söylüyor ama esası öyle değil yeni bir hükümet kurulacak Mesut Yılmaz da başında olacak git dedi gerekeni yap hocana söyle ben de oradan çıktım. Erbakan hocaya gittim dedim ki hocam böyle böyle bir durum var siz ne öngörürseniz sen dedi kafanı yorma bunlara sen bana bırak o işi beni gönderdi.”

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ      :

– MGK toplantısı öncesinde Süleyman Demirel’in tanığa Erbakan’a git istifa etsin ya da hükümetin gitmesi gerekiyor şeklinde hiç kimseye hiçbir beyanının olmadığı, Demirel’in TBMM araştırma komisyonuna verdiği ve bu iddiayı yalanlayan ifadesinden anlaşılmaktadır. Tanığın MGK toplantısı öncesi, Erbakan ve Süleyman Demirel ile görüştüğü ve böyle bir konuşmanın olduğuna dair medyada yer almış ne bir beyanı,  ne bir haberi, ne de en ufak bir iması dahi yoktur. Tanık, sözde darbenin MGK toplantısı öncesi planlandığı iddiasına destek vermek üzere 20 yıldır hiç öz etmediği, hiçbir medya organında yer almamış, siyaseten de ve özellikle kendisine söylenmesi mümkün olmayan ifadeleri, Süleyman Demirel’in ve dönemin hükümet üyelerinin beyanlarının aksine kurguladığı, tanığın yönlendirildiği ve öğretilerek söyletildiği anlaşılmaktadır. Kumpasın ve yalancı tanıklık gerçeğinin, FETÖ zanlısı Bilgili’nin sorgusundan öğrenmek mümkün gözükmektedir. .

–   Tanığın, istifadan birkaç gün önce Erbakan ve Demirel ile yaptığını iddia ettiği konuşmada geçen ifadelerinin yalan olduğunu açıkladığımız kısımda belirtildiği gibi; Erbakan’ın kendisine sorduğu “Kulağınla duydun mu?” sorusunu, hem 18 Haziran 1997 tarihinden birkaç gün önce, hem de 28 Şubat 97 tarihi MGK toplantısı öncesinde yaptığını iddia ettiği görüşmede sorduğunu beyan etmektedir. Tanık uydurduğu kurguda hata yapmıştır. Bu durum yalan beyanının açık bir karinesidir.

Siyaset arenasında bu veya buna benzer konuşmalar özellikle üst düzey siyasette yapılabildiği de bilinenler arasındadır. Tanığın Sayın Demirel ile yaptığı konuşmanın tarihinde düştüğü çelişki ve onla yaptığı konuşmadaki sözleri, varsa böyle bir konuşmaya çeşitli ilaveler de yaparak asker şahıslarla yapmış gibi aktardığı anlaşılmaktadır.

D. AMERİKAN KONGRESİNİN DARBEYİ ÖNLEDİĞİ YALANI VE ÇELİŞKİSİ;

Gerekçeli karar syf. 2781; “…bir de dediler yani darbe yapacaktık sizin gazeteniz bizi baya zorladı Amerikan kongresi sizin gazeteniz sayesinde bunu önledi. Amerikalılar devreye girdiler ama neticede biz yine de bu hükümetin gitmesini istiyoruz Erbakan hocaya git istifa etmesini söyle, ben oradan çıktım Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman Süleyman Demirel’e gittim

Tanığın 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesine verdiği beyanında; “Çevik, generallerin kendisine yüklendiğini belirtirken, şunları söylediklerini aktardı: “Sen başımıza bela oldun. Senin yüzünden darbe yapamadık. Sen ABD’yi ikna ettin, darbeye destek vermediler. Sen kongreyi bile ele geçirmişsin. İyi bir laik aileden geliyorsun. Erbakan sizin gazeteye hiç yardım etmemiş. Sana beyaz bir sayfa açalım. Seni istediğin televizyona çıkaralım ve Erbakan’ı kötüle. Yerin dibine indir.”

Gerekçeli kararda yer almayan ancak 87.celse duruşma tutanağının 3.sayfasında yazılı Mahkeme başkanının sorusu; “…yanlış hatırlamıyorsam Erol Özkasnak biz darbe yapacaktık ancak Amerikalılar engel oldu, söylediğiniz değil mi orayı biraz açar mısınız? Hani Amerikalılar engel oldu biz darbe yapacaktık bu 54.hükümet istifa etmeden önce size direk söylediği söz değil mi”?

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ   :

– Öncelikle; Sanık Özkasnak’ın 87.celsede tanığın  “Amerikan kongresinin darbeyi önlediği” şeklindeki ifadesine itirazını ve akıl dışılığını açıkladığı ve tanığa soru sorduğu kısmı, 87. Celse duruşma çözüm tutanağından çıkartılmıştır. Ancak duruşma ses ve görüntü kaydı arşivde bulunmaktadır. Bu durum dahi mahkemenin tarafsızlığını kaybettiğinin, siyasi kimlikle yargılama yaptığının da açık bir karinesidir.

–  Tanık mahkemedeki ifadesinde; Genelkurmay Başkanlığında kendisine söylendiğini iddia ettiği ifadelerin “dediler” dediler ki”  şeklinde kim tarafından söylendiğini açıkça belirtmediği ve Erol Özkasnak’tan duyduğunu beyan etmediği Amerikalıların darbeyi önlediği ifadesini mahkeme başkanı tanık ifadesini verdikten sonra soru-cevap kısmında Erol Özkasnak biz darbe yapacaktık ancak Amerikalılar engel oldu, söylediğiniz değil mişeklinde tanığı yönlendiren, tanığa ne söylemesi gerektiği konusunda açık işaret veren, niyet ve maksadını açıkça ifade eden ve ihsası rey sayılan sorusunu Erol Özkasnak’ın adını vererek maksatlı olarak sormuştur. Ancak tanık, ifadesinde hiçbir şekilde açıkça beyan etmediği halde mahkeme başkanının bu yönlendirmeli sorusuna sadece “Evet efendim” diyebilmiştir. Mahkeme başkanının istediği cevabı almak üzere kurguladığı ve tanığı yönlendiren bu sorgu usulü gerekçeli kararda yer almamıştır. Mahkemenin bu tavrı davayı hukuken sadece sakatlamamış, TCK kapsamında suç da oluşturmuştur. 

–  Tanık, mahkemedeki ifadesindedarbe yapacaklarını ancak T.Dailly News gazetesinin kendilerini baya zorladığını ve Amerikan kongresinin bu gazete sayesinde bunu önlendiğini ifade ederken, Haberler.com sitesine verdiği mülakatta ise; Sen başımıza bela oldun. Senin yüzünden darbe yapamadık. Sen ABD’yi ikna ettin, darbeye destek vermediler. Sen kongreyi bile ele geçirmişsin. Şeklinde, birbirinden ilginç farklı beyanlar verdiği görülmektedir. Tanık bir ifadesinde hikmeti kendinden, diğer ifadesinde gazetesinden bilmektedir. Mahkeme ise tanığın Amerikan kongresini nasıl etkileyebildiğini hiç sorgulamamıştır. Tanığın bu beyanı sadece akıl dışı değil, aynı zamanda kendini yücelten, Amerikan kongresini bile etkileyecek güce sahip özel bir şahsiyet olduğunu göstermeye çalışan parodi niteliğinde bir ifadedir. Mahkeme tanığın bu beyanını ciddi bulup belgesizliğe rağmen kararına esas aldığına göre, mahkemenin, Amerikan kongresini etkileme ya da TSK nın kongre ile ilişkisinin nasıl gerçekleştiğini ortaya koyacak somut, inandırıcı delile sahip olması gereklidir. Biz ne dosyada, ne de gerekçeli kararda bu yönde bir delil ya da mahkeme gerekçesine rastlayamadık. İnancımız o dur ki,  mahkemeniz bu konuda bir delile rastlar ve gerçeğin ortaya çıkmasını sağlar.

E. POST MODERN DARBE SÖZÜNÜ ÇEVİK BİR’İN SÖYLEDİĞİ YALANI :

Gerekçeli karar syf. 2782; ” Aranızda o geçen konuşma hani dikkatli olsun ayağını denk alsın sözü yani darbe yapacağız anlamında mı askerler darbe yapacak anlamında mı söylüyor?”şeklindeki soru üzerine; Onu ben öyle algıladım ama yani o bir algıdır. Postmodern darbe sözünü ilk bir davetteydik sayın ÇEVİK BİR iyi aile dostumuzdur bir konuşma sırasında espritüel şekilde BU BİR POSTMODERN DARBEDİR DEDİ BEN DE BUNU CENGİZ ÇANDAR’A NAKLETTİM İLK DE O YAZDI BUNU.

Gerekçeli karar syf. 2781; “Benim o sıradaki görevim Turkish Daily News gazetesi, o zaman İngilizce yayınlanan gazetenin yayın yönetmeniydim.Aynı zamanda sayın başbakan Necmettin Erbakan’ın da özel danışmanıydım. BU ANILAN OLAYI BİR POSTMODERN DARBE OLARAK BİZ TANIMLADIK o zaman bugüne kadar da o tanım devam etti.

28 Şubat 2007 tarihli Sabah gazetesi (internet arşiv) haberi; “Erbakan kararları Mart başında kabinesine onaylatır. Haziran 18’de de istifa eder. Bir hafta sonra, Genelkurmay’da üst düzey subaylara brifing salonunda toplanmalarını isteyen emir gönderilir. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, kürsüye çıkar ve şu unutulmaz cümleleri söyler: ‘Türkiye büyük bir tehlikenin eşiğinden dönmüştür. Silah kullanmadan sivil toplumda ve medyada irtica tehlikesine karşı duyarlılık yaratarak usulüne uygun bir şekilde, MGK gibi devletin en üst kurumunda da hassasiyeti kayda geçirerek bu sürecin sonuna başarı ile geldik. Bu tarihi olay darbe değildir. Sivil toplumun da içinde olduğu demokratik bir post-modern darbedir.’ Bu toplantının hemen ardından içerideki bir üst düzey kurmay subay bu konuşmaları aynen bana aktarır. Geriye bir haberci için tek iş vakit kaybetmeden bunu o zaman çalıştığım Turkish Daily News gazetesine aktarmak kalır. Açıklamalar hemen haber haline getirilir. Ama o sırada o zamanki gazete yönetiminden Genelkurmay’a telefon edilerek böyle bir manşet yapılacağı bildirilir. Genel Sekreterlik haberin derhal çıkarılmasını ister. Çıkarılır. Tarihi bir cümle elden gitmektedir. Hemen sonrasında karşılaştığımız Cengiz Çandar’a bu olayı aktardıktan sonra o da 28 Haziran 1997’deki yazısında bu ifadeyi ilk kez şöyle kullanır: “Post-modern darbe tanımlamasını, dün, Genelkurmay’daki bir toplantıda bir üst rütbeli yetkilinin yaptığını öğrendik”   “İSİM BABASI BELLİ OLDU Bir de dip not; Yıllardır bu terimin isim babası tartışması yaşanıyor. Çünkü, Radikal Yazarı Türker Alkan da 13 Haziran 1997’de kendi analizinde “Post-modern bir askeri müdahale” demişti.” 

28 Haziran 1997 Sabah gazetesi (internet arşiv) Cengiz Çandar’ın köşe yazısı ; Post-modern darbe” tanımlamasını, dün, Genelkurmay’da düzenlenen bir toplantıda bir üst rütbeli yetkilinin yaptığın öğrendik. Gerçekten böyle bir tanımlamanın yapılıp yapılmadığını bilmiyorum ama tanımın kendisi doğru.

16 Nisan 2012 tarihli ensonhaber.com haber sitesinin Cengiz Çandar ile ilgili haberinde; “POST-MODERN DARBE LAFINI BEN YAZDIM Mucidi kim? 28 Şubat MGK’sı olmuş. Haziran ayıydı, gazeteye yazımı yazıyordum. İlnur Çevik aradı.”Daily News için Çevik Bir’le röportaj yaptım, çok ilginç” dedi. Biraz anlattı ve laf arasında da “Çevik Bir, 28 Şubat’a post-modern darbe diyor” dedi. Telefonu kapattıktan sonra İlnur’u tekrar aradım, “Post-modern darbe lafını yayımlayacak mısın? Off the record olabilir, başını belaya sokma” dedim. “İyi ki uyardın, sorayım” dedi. Aradı, “O bülüm ‘off the record’muş” dedi. Ben de ona “Çok iyi. O zaman ben bunu isimsiz olarak kullanayım” dedim ve post-modern darbe lafını kendi gözlemim olarak yazdım. 

(http://www.ensonhaber.com/cengiz-candar-28-subat-israil-isiydi-2012-04-16.html)

Gerekçeli karar syf 2782 Mahkeme Başkanının tanığa sorusu; Sanıklardan veya silahlı kuvvetlerin içerisinden bu bir postmodern darbedir diye bir açıklama duydunuz mu?

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ      :

Tanığın bu beyanının da yalan olduğu, hem çevik Bir’in ifadesinden hem de bu kelimeyi ilk kullanan kişilerin (Cengiz Çandar ve  Türker Alkan) gazetelerde çıkan yazılarından bellidir.

     Tanık İlnur Çevik mahkemedeki ifadesinde (G.K.syf. 2782) “post-modern” darbe sözünü iyi aile dostu olduğunu ifade ettiği Çevik Bir’den bir davette espritüel şekilde söylediğini duyduğunu ifade etmektedir. Ancak, İlnur Çevik 28 Şubat 2007 tarihli Sabah gazetesinde çıkan beyanında hükümetin istifasından hemen sonra Genel Kurmayda yapılan bir toplantıda  Çevik Bir’in bu ifadeyi kullandığını üst düzey BİR KURMAY SUBAYDAN DUYDUĞUNU (Çevik Bir in kendisinden değil)  ve hemen  Cengiz Çandar’a ilettiğini beyan etmektedir. Cengiz Çandar  ise 16 Nisan 2012 tarihli ENSONHABER.COM HABER sitesinde yayınlanan Neşe Düzel ile yaptığı röportajda İlnur Çevik’in kendisini aradığını ve  “Daily News için Çevik Bir’le röportaj yaptığını, “Çevik Bir, 28 Şubat’a post-modern darbe diyor” dediğini ilettiğini ifade etmektedir.  Cengiz Çandar ayrıca; 28 Haziran 1997 Sabah gazetesinde yer alan haberinde  (internet arşiv) Cengiz Çandar’ın köşe yazısı ; Post-modern darbe” tanımlamasını, dün, Genelkurmay’da düzenlenen bir toplantıda bir üst rütbeli yetkilinin yaptığını öğrendik ifadesi de mevcuttur. Tanığın bu konuda birbiri ile çelişkili  3 ayrı beyanı mevcuttur. Çevik Bir ise kendisi ile ilgili bu haberlerin tümünü yalanlamaktadır.

Tanığın mahkemedeki ifadesi ile 1997 tarihinden bu güne kadar konu hakkında yayınlanan haberlerin tümü birbiriyle çelişkilidir. Tanık içinde bulunduğu siyasi duruma göre uygun yalanlar üretmektedir. Tanığın yalanı ve çelişkisi belgesiyle sabittir.  

Ayrıca Mahkeme başkanı Genelkurmayda tanığa söylenen ifadeleri Erol Özkasnak’ın söylediğini belirterek, kasıtla ve tanığı yönlendirerek sanığa yamamaya çalıştığı gibi,  burada da, ifadesini tamamlayan tanık hiçbir şekilde o ana kadar “post-modern darbe” hakkında bir yorumda bulunmadığı ve bu ifadeyi kullanmadığı halde, tanığa sorular kısmına geçildiğinde sanıklardan veya silahlı kuvvetlerin içerisinden bu bir post-modern darbedir diye bir açıklama duydunuz mu? şeklinde soru yöneltmiştir. Mahkeme başkanının bu sorusu yine, tanığı yönlendirmek, tanığa önceden ezberletilmiş ifadesini hatırlatmak ve siyasi amaca hizmet edecek bir delil yaratmak üzere tasarlandığı açıkça anlaşılmaktadır. O ana kadar ki beyanında bu konudan hiç söz etmeyen tanığa, sorular kısmında damdan düşer gibi böyle bir sorunun mahkeme başkanı tarafından sorulmuş olması, davanın siyasi taleplerle  yürütüldüğü, mahkemenin ise bu talebe uygun yargılama ile gerekçe yaratmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.

F. TSK NIN BASIN KURULUŞLARINA HABER METNİ GÖNDERDİĞİ YALANI;

Gerekçeli karar syf. 2781; “…Daily100 gazetesi Genelkurmay’a giremiyordu bizim üstümüzde bir baskı yoktu ama gazetemize bazı belgeler geliyordu yayınlanması için diğer Türk gazetelerine geldiği gibi, ben bu belgelerin hiçbirini almadım ve geldikleri zaman da gazeteye sunulduğu zaman da ben gazetede olmadım ve bunları da kabul etmedim. Gazete bu şekilde hiçbir yayın yapmadı.”

Gerekçeli karar syf. 2783; “… BELGELERİN GÖNDERİLDİĞİ basın kuruluşlarının herhangi birisinden dava dosyasında aslında olmayan birçok belge yaratılmışken ŞU ANDA ELİMİZDE nedense batı çalışma grubundan basın kuruluşlarına gönderilmiş HERHANGİ BİR FAKS BELGESİ, RESMİ YAZIŞMA ŞUANDA DOSYADA YOK bunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?” şeklindeki soru üzerine; imzayla alınıyordu, yok ettilerse bilemem, BİR ASKER GETİRİYORDU İMZA KARŞILIĞI ALINIYORDU.”

            Gerekçeli karar syf. 2782; “Batı çalışma grubu ile ilgili ne biliyorsunuz ne duydunuz görgünüz bilginiz veya hükümet üyelerinden size aktarılan sizin ekstra bildiğiniz hususlar neler?” şeklindeki soru üzerine; Batı çalışma grubunu biz gazeteciler olarak oradan gelen bilgilerle, gazetelere biliyorsunuz batı çalışma grubunun çalışmaları bilgiler halinde geliyordu onlar da onları yayınlıyorlardı televizyonlara veriliyordu bunlar ve daha sonra onlar hükümete karşı da Refah Partisi’nin kapatılmasında da delil olarak kullanıldı yani önce deliller üretildi yayınlandı ondan sonra da maalesef sonra bir suç unsuru olarak da suç iddiasıyla da aksettirildi ama onun dışında ben batı çalışma grubu ile ilgili bir belge bir çalışma görmedim.

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ:

Tanığın belgelerin gazetelere gönderildiği beyanına karşı; sanık avukatları tarafından dosyada böyle bir faks belgesinin olmadığından söz edilerek tanığa soru yöneltilmiştir. Tanık ifadesinde,  önce askerlerin basın kuruluşlarına belge gönderdiklerini daha sonra belgelerin bir asker tarafından getirilip imza karşılığı verildiğini ifade etmektedir. Tanık mahkemedeki beyanının en başında ise BU BELGELERİN HİÇ BİRİSİNİ ALMADIĞINI, GELDİĞİNDE VE GAZETEYE SUNULDUĞUNDA GAZETEDE OLMADIĞINI beyan etmesine rağmen ilerleyen zamanda bu ifadesinin aksine bir askerin getirdiğini ifade etmektedir.  Somut olarak belge içerikleri hakkında en ufak bir bilgi veremeyen, sözde belgelerin gazeteye geldiğini görmeyen, bu sırada gazetede bulunmayan, hatta kapatılma davasında delil olarak kullanılan gazetelerde çıkan haberlerin dışında BÇG belgesi görmediğini beyan eden tanık, belgelerin bir asker tarafından getirildiğini ve bunların BÇG belgesi olduğunu rahatlıkla ifade edebilmektedir. Bu beyanı, tanığın mantıksal tutarlılığını kaybettiğini, tasarlayıp kurguladığı olayların zaman-olay-sonuç ilişkisini karıştırdığını ve rahatlıkla yalan söyleyebildiğini net bir şekilde açıklamaktadır.  

–  Tanık, mahkeme başkanının BÇG belgeleriyle ilgili bilgisini sorması üzerine, o dönem gazetelere yayınlanmış haberlerden söz ederek bu gazete haberlerinin de Refah Partisinin kapatılma davasında delil olarak kullanıldığını, bu gazete haberlerin dışında Batı Çalışma Grubu ile ilgili bir belge ve bir çalışma görmediğini beyan etmektedir. Ancak tanığın tutarsızlığı ve yalanı açık almasına rağmen, asıl şaşırtıcı olan, bu tutarsız yalan beyanların mahkeme tarafından karara esas alınmasıdır.

– Ayrıca tanık, Genelkurmayın, sözde yayınlanmasını istediği haber metinlerini,  “Genelkurmaya giremeyen” olarak tanımladığı Daily News gazetesine neden gönderdiğini de açıklayamamıştır. Tanığın bu çelişkiyi akıl yoluyla açıklaması da mümkün değildir. Tanığın bu yalanına göre, bu sözde belgeler, çalıştığı gazete olan Daily News gazetesi da dahil kendi söylemiyle akreditasyon verilmeyen” ya da Genelkurmaya giremeyen gazetelere dahi gönderilmiştir, ancak üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen savcı ve hiçbir gazeteci, hatta askerlere muhalif olanları da dahil hiçbir medya organı bu yönde bir belge ortaya koyamamış ve kanıtlayamamıştır. Böyle bir belge dosyada da yoktur. Tanık o dönemde madem silahlı kuvvetlere ciddi muhalefet etmiş, hatta bu yönde program yapmış ve böyle belgelerin geldiğine tanık olmuştur, bu konuyu neden belgelememiş ve haber yapamamıştır? Bunun tek bir açıklaması vardır. Mahkemedeki beyanında bariz çelişkiler bulunan TANIK AÇIKÇA YALAN SÖYLEMEKTEDİR. 

G. ACZİMENDİLERİN ASKERİ CEMSEYLE GÖTÜRÜLDÜĞÜ YALANI;

Gerekçeli karar syf. 2786; “Aczimendilerin o camiye getirildiklerini bu Kocatepe camiinde olmuştur o olay bir Bediüzzaman mevlüdü sırasında olmuştur Mehmet Kutlullar grubu o sırada bir mevlid okutmuştur camide ve orada hatta o tarihlerde biliyorsunuz Sayın Kuttullar bir de açıklama yapmıştı basına bu başımıza gelen deprem ilahi bir uyarıdır bize diye şimdi onu kafamda toparlıyorum o sırada aczimendiler bu mevlidin üstüne geldiler ve ondan sonra ben takip ettim sonra bunlar bir cemselere bindiler götürdüler ve bunun üstüne zaten o aczimendilerin başında olan kişi de beni aradı basında da aleyhime konuştu biliyorsunuz gazetelerde var bu ama bu o insanlar tutuklandılar da mı oraya götürüldüler hiç sanmıyorum çünkü onlara sonra hiçbir şey olmadı Askeri cemse zaten sivil cemse diye bir şey yok ki.

Tanığın 27.11.2011 günlü HABERLER.COM haber sitesine verdiği mülakatında; “ İlnur Çevik, şahit olduğu bir olayı anlatırken o dönemde yürütülen psikolojik savaşı ve provokasyonların boyutunu da gözler önüne serdi. Çevik, “Bediüzzaman mevlidi vardı Ankara’da. Mehmet Kutlular’ın çok önemli kişiler vardı. Nevzat Ayaz vardı. O toplantıyı Aczimendiler bastı ve bunlar sonra onları takip ettiler. Sözde tutuklandılar. Ama tutuklanmadılar. Bunlar 500 metre ötede askeri cemselerle alıp götürüldüler. Tutuklamayı polisin yapması gerekirdi.. değerlendirmesini yaptı.”

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ   :

Tanığın mahkemedeki beyanı ile haberler.com sitesine verdiği mülakatında çelişkiler olduğu kadar, bu beyanının yalan olduğu, döneme ait belgeyle de sabittir (Olaya ait TV haber kanalları video kayıtları bulunmaktadır). Bu beyanıyla ilgili olarak şahıs hakkında “tanık sıfatıyla yalan beyanda bulunmak” “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” nedeniyle suç duyurusunda bulunulacaktır.

Tanık mahkemede; Aczimendilerin mevlidi bastığını, daha sonra kendisinin bunları (kendisinin) takip ettiğini ve askeri cemselere bindirildiklerine tanık olduğunu beyan etmesine rağmen, Haber sitesine 2011 yılında verdiği mülakatta; Aczimendileri kendisinin değil başka birilerinin takip ettiğini kendisinin aczimendilerin 500 metre ileride cemselere bindirilip götürüldüğünü (gördüğünü) ifade etmiştir. Öncelikle, Ankara Kocatepe Cami mevkiinde 500 metre uzunluğunda doğrusal bir cadde ya da sokak olmadığı gibi, o kalabalıkta üstelik polis müdahalesinin olduğu kalabalıkta bu mesafeden cemseye mi, traktöre mi, kamyona mı bindiklerini binenlerin Aczimendi mi, Turkish Daily News çalışanları mı olduğunu teşhis ve tespit etmesi de olası değildir. Tanığın beyanlarındaki bu çelişkisi yalan söyleyen bir kişinin hayatın olağan akışına uyum sağlayamaması olarak kendini göstermektedir.

İHLAS Haber Ajansından alınan ve “Kanal 6” TV kanalında yayınlanan haberde; Saidi Nursinin 36. ölüm yıldönümü nedeniyle Ankara Kocatepe Camiine okutulacak mevlit için Ankara’ya gelen Aczimendilerin camiye girmesini polisin engellediğini, daha sonra cübbelerini yere serip zikir yaparak kendilerinden geçen Aczimendilerin çevrede polisin geniş güvenlik önlemleri aldığını görünce bu kez ilahi söylemeye başladıklarını, ilahilerden sonra bir kişinin ayağa kalkarak Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu büyük Atatürk için asrın en büyük deccali diyerek hakaret ettiği, polisi de eleştiren Aczimendilerin daha sonra POLİS TARAFINDAN POLİS OTOBÜSLERİNE BİNDİRİLİP GÖZALTINA ALINDIĞI ifade edilerek görüntüleriyle birlikte yayınlanmıştır.

Aynı TV kanalının haberinde; kılık kıyafetleriyle mahkeme salonuna girmeleri sorun olunca DGM Başsavcısı Nuh Mete Yüksel “onların kılık kıyafetleri bizim için en büyük suç delili bu nedenle Devlet Güvenlik Mahkemesine o şekilde çıkarılacaklar” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz’in mahkeme salonuna tarikat kıyafetleriyle gelen Aczimendileri salondan çıkartarak bu şekilde mahkeme salonuna giremeyeceklerini açıkladığı Aczimendilerin mahkeme salonuna giriş görüntüleri ile birlikte verilmiştir. Aynı konuyla ilgili bir başka haberde; terörle mücadele şubesine götürülen ve parmaklıkların ardında olduğu ifade edilen Aczimendilerin 10 gün süren sorgularının tamamlandığı haberinin yapıldığı görülmektedir. 

Olayla ilgili haber video kaydında aynı konuyla ilgili TV haberinde  de;  Mevlit için Ankara dışından gelen aczimendilerin polis tarafından şehre sokulmadığı  görüntüsüyle birlikte verilmekte,  kısa süren tartışmadan sonra Aczimendilerin serbest bırakıldığı, bir gerginliğin de Kocatepe’de yaşandığı, caminin içine sokulmayan 65 kadar Aczimendinin caminin güney kapısında namaz kılıp dua ettiği, polisin aczimendilerin sopalarını almak isteyince tartışmaların çıktığı, polis otobüsleri ve su sıkma araçlarının (panzer) hazır bulunduğu, polisin Aczimendilerin otobüslere binerek uzaklaşmalarını isteyince olumlu cevap alamadığı, olayın yan tarafta mevlidi dinleyen binlerce insandan uzak tutmak için polisin büyük bir dikkat gösterdiği, polisin otobüslere binmek istemeyen 65 Aczimendiyi zorla bindirdiği, polis otobüslerine bindirilme görüntüleriyle birlikte verilmektedir.

Davanın 87.duruşmasında (Tanık İlnur Çevik’in ifade verdiği) bir Aczimendinin mahkeme hâkiminden söz alarak; Aczimendilerin tuttukları özel otobüslerle Kocatepe camiine geldikleri, oradan alınıp terörle mücadele şubesine götürüldüklerini, DGM savcısı Nuh Mete Yüksel tarafından 12 gün boyunca sorgulandıklarını, çıkarıldıkları Devlet Güvenlik Mahkemesinin Hâkimi Orhan Karadeniz tarafından yargılanıp, mahkûm edilip Eskişehir hapishanesine götürüldüklerini elindeki delilleri göstererek ifade ettiği mahkemede hazır bulunan sanıklar ve tanıklar tarafından da bilinmesine rağmen, gerekçeli kararda yer almamıştır.

Belge ve bilgilerden de açıkça anlaşılacağı üzere, Aczimendiler Ankara Kocatepe Caminde yapılan söz konusu mevlide kendi tuttukları özel otobüslerle Ankara dışından geldikleri, polis tarafından bir süre Ankara’ya girişlerinin engellendiği, daha sonra cami önüne geldikleri, polis tarafından camiye alınmadıkları,  cami dışında namaz kılıp zikir yaparak Atatürk’e de hakaret eden Aczimendilerin polis tarafından polis otobüslerine zorla bindirilip Terörle Mücadele Şubesine götürüldükleri ve gözaltına alındıkları, Savcı Nuh Mete Yüksel tarafından yapılan sorguları tamamlanınca Devlet Güvenlik Mahkemesinde Hâkim Orhan Karadeniz tarafından yargılandıkları ve Eskişehir ceza evine götürüldükleri belgesi ve tanığıyla sabittir. Yemin ederek tanık sıfatıyla mahkemede ifade veren İlnur Çevik isimli şahsın, başta, Maltepe camiinde yapılan mevlide getirilen Aczimendilerin askerler tarafında cemselere bindirilip götürüldüklerini kendisinin takip edip gördüğü ve Aczimendilere hiçbir şey yapılmadığı şeklindeki beyanı olmak üzere,  mahkemede verdiği tüm beyanlarının yalan olduğu açıktır. Tanığın hiçbir beyanı karara dayanak alınamaz.

28 Şubat dönemini yaşayan ve öğrenmek adına çeşitli kaynaklardan araştırmış her kişinin bilgi sahibi olacağı şekilde, o dönemde toplumda laiklik ve karşıtı kutuplaşmanın olduğu, toplumun önemli bir kesiminin laiklik karşıtı gidişatın, ülkenin din tabanlı bir yönetime ve sosyal hayata geçeği korkusu duyduğu açık bir gerçekliktir.          

SONUÇ OLARAK,   Cumhurbaşkanı Baş Danışmanı olan tanık İlnur Çevik’in siyasi tercihleri ve şu anki görevinden kaynaklanan cesaretle bilerek ve isteyerek,  o dönemde yayınlanan TV haber programlarının görüntüleriyle de sabit olduğu üzere yemin etmiş tanık sıfatıyla, şahit olmadığı olayları bizzat şahit olmuş gibi ifade ederek mahkemede yalan beyanda bulunduğu, bu suretle, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiği ve suç uydurduğu, mahkeme heyetinin ise tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybederek ve adil yargılama yapmayarak, tanığın yalan beyanını kararına dayanak alarak, bu suretle  adil yargılanma hakkını ihlal ettiği açıktır.  

 

Not : Diğer tanık yalanlarıyla ilgili kısımlar hazırlandığında siteye eklenecektir.